modemin ışığı yanıp yanıp mı sönüyor, sönüp sönüp mü yanıyor?
bi de martılar çok acayip hayvanlar.
2 Haziran 2011 Perşembe
31 Mayıs 2011 Salı
Kenneth Pinyan'ın (at penetresi neticesinde ölen seattle'lı (states'in çorumu) bi eleman) hayatını anlatan belgesele ulaşmak için burdan düz gideceksin ilerde migrosun karşısında.
26 Mayıs 2011 Perşembe
25 Mayıs 2011 Çarşamba
Selam!
Karaoke akşamları yapıp, sahilde alkol tüketen ve feysbukta çok değişik fotoğrafları olan marjinal bayan kişilerle dostluk kurmak istiyorum.
İlginiz için teşekkürler,
not: şişman ve renkli saçlı olmaması dileğiyle. :(
İlginiz için teşekkürler,
not: şişman ve renkli saçlı olmaması dileğiyle. :(
23 Mayıs 2011 Pazartesi
22 Mayıs 2011 Pazar
21 Mayıs 2011 Cumartesi
20 Mayıs 2011 Cuma
19 Mayıs 2011 Perşembe
9 Mayıs 2011 Pazartesi
7 Mayıs 2011 Cumartesi
Şems'e yakarış 1. mektup
Seni ne huzuru arayanlara, ne huzuru bulanlara, ne de huzurdan kaçanlara sordum. Güneşin sıcaklığını en iyi kim anlatabilir? Sıcaktan düşüp bayılan mı? Hayır, onun aşkı zayıftır. Güneşe yolculuk yapan mı? O da değil, gitse gitse nereye kadar gidebilir ki? Gölgeye sığınanlara ise güneşi hiç sormamalı…
Aşk mabedim… Efendim… Söyler misin? Nedir bu çektiğim acıların manası? Bu ayrılığın esrarengizliği yüreğime saldığın alevlerin lavlaşması içinse yeterince erimedim mi ateş toplarında? Öyle yandım ki;
Sen yandıkça, ben yanayım!
Sen dondukça, ben de donayım!
Yine kehkeşânlara kaçarak mı özleteceksin kendini… özlemlerim, boşluğa atılan kuru karanfiller gibi sere serpe dağılıyor harayellerin, acının koynunda… İçime güneş doğmaz oldu artık sen gittin gideli… Göklere seninle buruç edecektim hâlbuki… Saçlarıma aklar düşmeye başlamış, sırf bu aşkın ceremesinden… serencame gökkubbeye niyaz edecek ve merhamet isteyecek kapılar dahi yüzüme kapanıyor. Sendedir bu boz bulanık sellere kapılan ömrümün mihrap ve minberi… Salâlar benim için okunuyor artık… Gözyaşım seccademde buğulanıyor her seher vakti, ama ne sesin geliyor artık uzaklardan, ne de nefesin…
Ezanlar okunur günbegün ve içli içli… Ama alnımı, alnına değdirmedikçe huzura ermeyecek bir çağıldama örseliyor şakaklarımı… alnımda sanki Dağıstanlı atlılar… Ve ellerim titriyor zaman zaman… Bu divaneliğin ağır tütsüsünü… Ve omuzlarım çökeliyor seni düşündükçe… Unutma, şah eserin olan ben, gün geçtikçe artık viraneye dönüyorum… Ama sen hâlâ bana dönmüyorsun!.. Muradım; Rabbü’l Âlemin; bu sevdanın kadrini ve kıymetini kimseye muhtaç etmesin…
Düşüncelerim, ipliği kopan tesbih taneleri gibi dağılıveriyor sensiz… Şimdi gözyaşlarımdan inci yapmak isterdim sana… Keşke yanımda olsaydın… Kelimelerim şelâleleşiyor ne zaman sana dair bir şeyler yazmaya kalksam… Yanan alnım, müşfik avuçlarına ne kadar da muhtaç bilemezsin… Beni ne kadar ateşe versen de, hiçbir hatıramız küllenemez, bunu bilesin… Zümrüd-ü Anka gibi kendi külümden doğar ve katar katar Turnalar gibi yine kanat vurarak yine revan olurum yollarına…
Gözlerimde bir mahmurluk, sensiz uykularımda arda kalan… Sinemde yumru yumru yutkunamadığım bir sıkıntı… Nefeslerim yetmez oluyor artık şu garip canıma… Ve ben gözlerimi tavana mıhlamış, bir tek seni düşünüyorum… Alnımda boncuk boncuk soğuk terler… Kulağım işitmez oldu artık, sesinden gayri her ne var ise şu âlemde… Göz kapaklarım tutulmuş, hayalin perdelenmesin diye… Artık gözyaşlarımda hasretlik tuzu bile kalmadı acılarımı ılık ılık dindirecek…
Kanım donuyor… Bir de üşümedir işliyor ruhuma apansız… Sıcağın yok ki yanımda… Ve ardından sabah oluyor, yine bin bir eza ve cefa ile kahroluyorum işte! O ayrılıktan kahroluyorum… Biliyorsun, hünkârım sensin… Sevgilim ve mabedim… (sensin). Muradım; yedi göğün mevlâsı; bizi, bu kahırdan azat edesin…
Kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor kanatlarını. Şu dar göğsümün kozasından çıkmaya çalışıyorum. Sonsuz genişliklerin sırrı iki dudağının arasında saklı. Bir kelâm söyle ne olur! Her hecenin tınısında duymak istiyorum. Rüzgarlar savursun beni, yağmurların hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi göğsüme düşsün. Senin ayaklarını öpen kocaman bir dağ olayım. Çöller savrulsun, dağlar aradan çekilsin, yokuşlar ve inişler bitsin ki yürüğün yollara toz olayım. Çöldeyim, susuzum. Kuyularda Yusuf’um. Sözlerin bana Züleyhâ. Ateşlerde İbrahim’im. Gözlerin bana derya. Sancılar içinde Meryem’im. Bakışın bana İsa. Yaralar içinde Eyyub’um. Hasretin bana şifa. Ölüler içinde bir ölüyüm. Ellerin bana musalla.
Ey kalbimizde olan nur! Gel didinmelerimin ve arzumun sonu gel. Hayatımızın senin elinde olduğunu biliyorsun. Hayatı, kullarını sıkıntı yapma gel. Ey aşk! Ey maşuk! Engelleri aş ve inadı bırak da gel. Ey Hüdhüdlerin sahibi olan Süleyman! Lütfedip de bizi aramak üzere gel.
Ruhlar senin kaybolmandan ötürü inleyip feryat etmedeler; miadını doldur da gel. Ayıplarını ört, iyilikleri saç. Cömert olanların âdeti de böyledir gel. Farsça ‘gel’ nasıl derler? ‘Biya’mı? Ya gel veya bizim davetimize hak ver de gel. Geleceğin zaman muradımız ne de açılır. Gelmeyeceğin zaman da muradımız ne kesat olur; gel. Ey Arabın Kürşadı! Ey İran’ın Kubad’ı! Kalbimi hatıranla fethedersin gel. İçim sana gel deyicidir. Ey varlığından olacak olan varlık, gel.
Gittin ya. Kalsan ne güzel olurdu, gitmişin neye yarar? Sen gittin ama bak senle ilgili olan bir şey bende. Sessizlik bende. Gittin. Heyhat! Pervane’ye döndü narin yüreğim sensizliğinde.
Her yalnız aşık değildir; ama her yanmış aşkın kuyusunda yalnızdır. Ateşinden değil ateşsizliğinden yanmışım diyorum. Ey aşkın sesi, nefesi gel bir an evvel. Dinsin artık kıyametin gürültüsü…
Aşk mabedim… Efendim… Söyler misin? Nedir bu çektiğim acıların manası? Bu ayrılığın esrarengizliği yüreğime saldığın alevlerin lavlaşması içinse yeterince erimedim mi ateş toplarında? Öyle yandım ki;
Sen yandıkça, ben yanayım!
Sen dondukça, ben de donayım!
Yine kehkeşânlara kaçarak mı özleteceksin kendini… özlemlerim, boşluğa atılan kuru karanfiller gibi sere serpe dağılıyor harayellerin, acının koynunda… İçime güneş doğmaz oldu artık sen gittin gideli… Göklere seninle buruç edecektim hâlbuki… Saçlarıma aklar düşmeye başlamış, sırf bu aşkın ceremesinden… serencame gökkubbeye niyaz edecek ve merhamet isteyecek kapılar dahi yüzüme kapanıyor. Sendedir bu boz bulanık sellere kapılan ömrümün mihrap ve minberi… Salâlar benim için okunuyor artık… Gözyaşım seccademde buğulanıyor her seher vakti, ama ne sesin geliyor artık uzaklardan, ne de nefesin…
Ezanlar okunur günbegün ve içli içli… Ama alnımı, alnına değdirmedikçe huzura ermeyecek bir çağıldama örseliyor şakaklarımı… alnımda sanki Dağıstanlı atlılar… Ve ellerim titriyor zaman zaman… Bu divaneliğin ağır tütsüsünü… Ve omuzlarım çökeliyor seni düşündükçe… Unutma, şah eserin olan ben, gün geçtikçe artık viraneye dönüyorum… Ama sen hâlâ bana dönmüyorsun!.. Muradım; Rabbü’l Âlemin; bu sevdanın kadrini ve kıymetini kimseye muhtaç etmesin…
Düşüncelerim, ipliği kopan tesbih taneleri gibi dağılıveriyor sensiz… Şimdi gözyaşlarımdan inci yapmak isterdim sana… Keşke yanımda olsaydın… Kelimelerim şelâleleşiyor ne zaman sana dair bir şeyler yazmaya kalksam… Yanan alnım, müşfik avuçlarına ne kadar da muhtaç bilemezsin… Beni ne kadar ateşe versen de, hiçbir hatıramız küllenemez, bunu bilesin… Zümrüd-ü Anka gibi kendi külümden doğar ve katar katar Turnalar gibi yine kanat vurarak yine revan olurum yollarına…
Gözlerimde bir mahmurluk, sensiz uykularımda arda kalan… Sinemde yumru yumru yutkunamadığım bir sıkıntı… Nefeslerim yetmez oluyor artık şu garip canıma… Ve ben gözlerimi tavana mıhlamış, bir tek seni düşünüyorum… Alnımda boncuk boncuk soğuk terler… Kulağım işitmez oldu artık, sesinden gayri her ne var ise şu âlemde… Göz kapaklarım tutulmuş, hayalin perdelenmesin diye… Artık gözyaşlarımda hasretlik tuzu bile kalmadı acılarımı ılık ılık dindirecek…
Kanım donuyor… Bir de üşümedir işliyor ruhuma apansız… Sıcağın yok ki yanımda… Ve ardından sabah oluyor, yine bin bir eza ve cefa ile kahroluyorum işte! O ayrılıktan kahroluyorum… Biliyorsun, hünkârım sensin… Sevgilim ve mabedim… (sensin). Muradım; yedi göğün mevlâsı; bizi, bu kahırdan azat edesin…
Kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor kanatlarını. Şu dar göğsümün kozasından çıkmaya çalışıyorum. Sonsuz genişliklerin sırrı iki dudağının arasında saklı. Bir kelâm söyle ne olur! Her hecenin tınısında duymak istiyorum. Rüzgarlar savursun beni, yağmurların hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi göğsüme düşsün. Senin ayaklarını öpen kocaman bir dağ olayım. Çöller savrulsun, dağlar aradan çekilsin, yokuşlar ve inişler bitsin ki yürüğün yollara toz olayım. Çöldeyim, susuzum. Kuyularda Yusuf’um. Sözlerin bana Züleyhâ. Ateşlerde İbrahim’im. Gözlerin bana derya. Sancılar içinde Meryem’im. Bakışın bana İsa. Yaralar içinde Eyyub’um. Hasretin bana şifa. Ölüler içinde bir ölüyüm. Ellerin bana musalla.
Ey kalbimizde olan nur! Gel didinmelerimin ve arzumun sonu gel. Hayatımızın senin elinde olduğunu biliyorsun. Hayatı, kullarını sıkıntı yapma gel. Ey aşk! Ey maşuk! Engelleri aş ve inadı bırak da gel. Ey Hüdhüdlerin sahibi olan Süleyman! Lütfedip de bizi aramak üzere gel.
Ruhlar senin kaybolmandan ötürü inleyip feryat etmedeler; miadını doldur da gel. Ayıplarını ört, iyilikleri saç. Cömert olanların âdeti de böyledir gel. Farsça ‘gel’ nasıl derler? ‘Biya’mı? Ya gel veya bizim davetimize hak ver de gel. Geleceğin zaman muradımız ne de açılır. Gelmeyeceğin zaman da muradımız ne kesat olur; gel. Ey Arabın Kürşadı! Ey İran’ın Kubad’ı! Kalbimi hatıranla fethedersin gel. İçim sana gel deyicidir. Ey varlığından olacak olan varlık, gel.
Gittin ya. Kalsan ne güzel olurdu, gitmişin neye yarar? Sen gittin ama bak senle ilgili olan bir şey bende. Sessizlik bende. Gittin. Heyhat! Pervane’ye döndü narin yüreğim sensizliğinde.
Her yalnız aşık değildir; ama her yanmış aşkın kuyusunda yalnızdır. Ateşinden değil ateşsizliğinden yanmışım diyorum. Ey aşkın sesi, nefesi gel bir an evvel. Dinsin artık kıyametin gürültüsü…
21 Nisan 2011 Perşembe
ANGİNA PEKTORİS
Yarısı burdaysa kalbimin
Yarısı Çin'dedir, doktor.
Sarınehre doğru akan
Ordunun içindedir.
Sonra, her şafak vakti, doktor,
Her şafak vakti kalbim
Yunanistan'da kurşuna diziliyor.
Sonra, bizim burda mahkûmlar uykuya varıp
Revirden el ayak çekilince
Kalbim Çamlıca'da bir harap konaktadır
Her gece,
Doktor.
Sonra, şu on yıldan bu yana
benim, fakir milletime ikrâm edebildiğim
Bir tek elmam var elimde, doktor,
Bir kırmızı elma :
Kalbim...
Ne arteryo skleroz, ne nikotin, ne hapis,
İşte bu yüzden, doktorcuğum, bu yüzden
Bende bu angina pektoris...
Bakıyorum geceye demirlerden
ve iman tahtamın üstündeki baskıya rağmen
kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor...
Yarısı Çin'dedir, doktor.
Sarınehre doğru akan
Ordunun içindedir.
Sonra, her şafak vakti, doktor,
Her şafak vakti kalbim
Yunanistan'da kurşuna diziliyor.
Sonra, bizim burda mahkûmlar uykuya varıp
Revirden el ayak çekilince
Kalbim Çamlıca'da bir harap konaktadır
Her gece,
Doktor.
Sonra, şu on yıldan bu yana
benim, fakir milletime ikrâm edebildiğim
Bir tek elmam var elimde, doktor,
Bir kırmızı elma :
Kalbim...
Ne arteryo skleroz, ne nikotin, ne hapis,
İşte bu yüzden, doktorcuğum, bu yüzden
Bende bu angina pektoris...
Bakıyorum geceye demirlerden
ve iman tahtamın üstündeki baskıya rağmen
kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor...
19 Nisan 2011 Salı
Kulağımın tozunda bir ağustosböceği Aşk
-Erkekler giyinmek için giyinir
Kadınlar da soyunmak için-
Öyleyse kadınların arzuları üzre
Ben bütün kadınları anadan doğma
görüyorum...
Apışaramda yeni doğmuş bir kedi
Hiçdurma yalıyor erkekliğimi
Nabzım şakaklarımda atıyor
Bir yaz yağmuru başlıyor
Kan değil akçıl bir dem boşalıyor
kamışımdan
Ağustosböcekleri hâlâ ötüyor
Şimdi biraz ıslaklar :)
can baba
Gigo kendine bir gözlük aldı
Neye baksa hep mavi görüyor
Gökleri mavi- denizleri mavi
Sevdiği kızın gözleri mavi
Mavi görüyor hep neye baksa
Etrafına bakınıyor burnunda gözlüğü
Sen diyorsun ki denizler mavidir
oldum olası
Sen diyorsun ki gökler mavidir
oldum olası
Yeni oldu bu diyor - inanmıyor sana
Gigo kendine bir gözlük aldı
Maviyi mavi görüyor artık
zahrad
Koyu bir çamur bulup solucanlara uysam,
Bir derin çukur kazsam cânım için cihanda,
Serip kart kemikler'mi, bi yatsam, bi uyusam,
Bataklığa gömülmüş timsah gibi nisyanda.
Nefretim vasiyetler, nefretim kabirler tüm.
Avuç açacağama bidamlacık yaş için,
Sağken, akbabaları başıma üşürürüm,
Gölkanlara belensin o cenabet cesetim!
Kurtlar, gözsüz-kulaksız, benim kankardeşlerim,
Bolahenk feylesoflar, daldölleri leşlerin,
İşte size bir ölü, güloynar ve gönüllü!
Örenimin üstünde fırdönün gönlünüzce!
Var mı ölümden öte ölüye bir işkence,
Ölümü seçmiş madem ölülerle bu ölü?
Charles BAUDELAIRE
-Erkekler giyinmek için giyinir
Kadınlar da soyunmak için-
Öyleyse kadınların arzuları üzre
Ben bütün kadınları anadan doğma
görüyorum...
Apışaramda yeni doğmuş bir kedi
Hiçdurma yalıyor erkekliğimi
Nabzım şakaklarımda atıyor
Bir yaz yağmuru başlıyor
Kan değil akçıl bir dem boşalıyor
kamışımdan
Ağustosböcekleri hâlâ ötüyor
Şimdi biraz ıslaklar :)
can baba
Gigo kendine bir gözlük aldı
Neye baksa hep mavi görüyor
Gökleri mavi- denizleri mavi
Sevdiği kızın gözleri mavi
Mavi görüyor hep neye baksa
Etrafına bakınıyor burnunda gözlüğü
Sen diyorsun ki denizler mavidir
oldum olası
Sen diyorsun ki gökler mavidir
oldum olası
Yeni oldu bu diyor - inanmıyor sana
Gigo kendine bir gözlük aldı
Maviyi mavi görüyor artık
zahrad
Koyu bir çamur bulup solucanlara uysam,
Bir derin çukur kazsam cânım için cihanda,
Serip kart kemikler'mi, bi yatsam, bi uyusam,
Bataklığa gömülmüş timsah gibi nisyanda.
Nefretim vasiyetler, nefretim kabirler tüm.
Avuç açacağama bidamlacık yaş için,
Sağken, akbabaları başıma üşürürüm,
Gölkanlara belensin o cenabet cesetim!
Kurtlar, gözsüz-kulaksız, benim kankardeşlerim,
Bolahenk feylesoflar, daldölleri leşlerin,
İşte size bir ölü, güloynar ve gönüllü!
Örenimin üstünde fırdönün gönlünüzce!
Var mı ölümden öte ölüye bir işkence,
Ölümü seçmiş madem ölülerle bu ölü?
Charles BAUDELAIRE
17 Nisan 2011 Pazar
13 Nisan 2011 Çarşamba
3 Nisan 2011 Pazar
1 Nisan 2011 Cuma
29 Mart 2011 Salı
25 Mart 2011 Cuma
17 Mart 2011 Perşembe
9 Mart 2011 Çarşamba
8 Mart 2011 Salı
26 Şubat 2011 Cumartesi
23 Şubat 2011 Çarşamba
22 Şubat 2011 Salı
dedirten
Wolverine Vs The Hand from Gary Shore on Vimeo.
bi de henk vs the hand var ya neyse bi şey demiyorum.
14 Şubat 2011 Pazartesi
8 Şubat 2011 Salı
m: b.b. nin klavyesinin ışıklarının yanmaması normal bir kullanıcı için yan bir sorunken .... misali karanlık seven benim için ana sorundu cümlesinde...
rat dediğimiz lagım faresi (mice ile karıstırmayalım lutfen) ve cockroach dediğimiz hamamböcegi arasında kaldığımızda ne dememiz gerektiğini irdelersek
birinde hamam bir temizlik temiz paklık sahibi mekanken lagım adı ustunde^ 1-0 dk:17 gol Bocek
biri kafasını kessen 7 gun falan yasıyor oburu o kadar yasamaz sanmam (karizmatik bi olay sonucta ben isterim kafamı kesseler 7 gun yasayım ) 2-0 dk:37 gol Bocek
biri kafası giren yerden gecer oburude gecer ama bunun reklamını yeterince yapamıyor bence 2-1 dk:42 gol
birinin ilacı var öbürünün zehri 3-1 dk:67 gol böcek
sonucta yıllar gecse de sonunda seni anladık samsa*
*kafka'yla kankaları Cockroach franz geliyor diye tasak gecmiyorduysa ne olim
^olum ecdadımı ovme kafası geldi.ecdad o kadar budist derecesinde dogaya saygılıymıs kı tifosunu kolerasının mekanık tasıyıcısına hamambocegı demıs
yine aynı sekilde lagım faresi'de asagılayıcı bir tabir degil fındık faresıyle (dormouse^^) ayırmak için kullanılımıstır. -de den -da dan ayrıl da bana geliyorsan boyle gel TDK
^^dor da ayrı bi pislik kelime
^^^lagımcılık osmanlı ordusunda olan bir meslek.
hatta viyana seferinde bulunmamaları kusatmanın basarısız olmasının nedenlerinden biridir.koskoca Sultan Suleyman'ın ordu-yu hümayunde herkese yer olup onlara yer olmaması gercekten Viyana'yı almak istememesinden olmasın diye sorduruyor adama :)
rat dediğimiz lagım faresi (mice ile karıstırmayalım lutfen) ve cockroach dediğimiz hamamböcegi arasında kaldığımızda ne dememiz gerektiğini irdelersek
birinde hamam bir temizlik temiz paklık sahibi mekanken lagım adı ustunde^ 1-0 dk:17 gol Bocek
biri kafasını kessen 7 gun falan yasıyor oburu o kadar yasamaz sanmam (karizmatik bi olay sonucta ben isterim kafamı kesseler 7 gun yasayım ) 2-0 dk:37 gol Bocek
biri kafası giren yerden gecer oburude gecer ama bunun reklamını yeterince yapamıyor bence 2-1 dk:42 gol
birinin ilacı var öbürünün zehri 3-1 dk:67 gol böcek
sonucta yıllar gecse de sonunda seni anladık samsa*
*kafka'yla kankaları Cockroach franz geliyor diye tasak gecmiyorduysa ne olim
^olum ecdadımı ovme kafası geldi.ecdad o kadar budist derecesinde dogaya saygılıymıs kı tifosunu kolerasının mekanık tasıyıcısına hamambocegı demıs
yine aynı sekilde lagım faresi'de asagılayıcı bir tabir degil fındık faresıyle (dormouse^^) ayırmak için kullanılımıstır. -de den -da dan ayrıl da bana geliyorsan boyle gel TDK
^^dor da ayrı bi pislik kelime
^^^lagımcılık osmanlı ordusunda olan bir meslek.
hatta viyana seferinde bulunmamaları kusatmanın basarısız olmasının nedenlerinden biridir.koskoca Sultan Suleyman'ın ordu-yu hümayunde herkese yer olup onlara yer olmaması gercekten Viyana'yı almak istememesinden olmasın diye sorduruyor adama :)
2 Şubat 2011 Çarşamba
1 Şubat 2011 Salı
30 Ocak 2011 Pazar
lilililerle
buraya çöp dökmek yasaktır
sevgilerle
anlaşabilirsek ne güzel olur
kocaelililerle lilililerle
yetkililerle
buraya çöp dökmek yasaktır
eski sevgilililerle
anlaşabilirsek ne güzel olur
kocaelililerle lilililerle
kartonkolililerle
sevgilerle
anlaşabilirsek ne güzel olur
kocaelililerle lilililerle
yetkililerle
buraya çöp dökmek yasaktır
eski sevgilililerle
anlaşabilirsek ne güzel olur
kocaelililerle lilililerle
kartonkolililerle
12 Ocak 2011 Çarşamba
9 Ocak 2011 Pazar
kanguru bir acaip adam
yarınlar ve varoluşlara inansaydım yarınla ve var oluslar üstune konusurdum ama su an konumuz seks milyarlarca insanın milyar carpı %90 misyoner pozisyonunda yaptıgı yüzde bilmem kacının oral seksin O sundan (lutfen bu o yu sisme bebek agzı seklınde dusunun) haberdar olmadıgı su dunyamızda 'nimet giren yere y.rrak girmez ' lafına istinaden bir aforizma olusturmak isteğiyle gerek youjizz vb. gerekse reel dunyanın bana kemiklerime kadar hissettirdiği olcude soylemek gerekirse 'yarrak giren yere nimet' niye giriyor çok affedersin
4 Ocak 2011 Salı
3 Ocak 2011 Pazartesi
uzaylı olsam
türkiye'den benzin alırsam tüm kozmos beni siksin,
bi mekiğin deposu kaça doluyo hay arkadaş a.q.yaa
bi mekiğin deposu kaça doluyo hay arkadaş a.q.yaa
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



