27 Temmuz 2010 Salı

Herkes görüyor ama kimse açıkça söyleyemiyor.

PKK, orduyu, eski zaman argosuyla söylersek, “küllüm” ediyor.

Öyle bir mangayı falan pusuya düşürmüyor, gidiyor karakolları, birlikleri, taburları basıyor, “en seçkin” birlikler denen komando tugayına saldırıyor.

Her seferinde zayiat verdiriyor ve gidiyor.

Ordu, PKK’nın peşinde değil, PKK ordunun peşinde gibi bir görüntü var.

Üstelik ordu, her baskından önce “baskın yapılacağına” dair istihbarat da alıyor ama PKK’yı durduramıyor.

800 bin kişilik orduyu hallaç pamuğu gibi atan PKK kaç kişi dersiniz?

Beş bin kişi.

Bildiğimiz kadarıyla da bunun sadece bin beş yüzü Türkiye sınırlarının içinde.

O bin beş yüz kişi orduyu felç etmeye yetiyor.

Ya PKK on beş bin kişi olsaydı?

Herhalde Türk medyası, “şanlı Ankara direnişi” konusunda ateşli manşetler atar, “PKK’yı Ankara kapılarında durdurduk” diye övünürdü.

Ordu niye bu kadar aciz bir halde?

“PKK’lıyı çoban”, “kekik toplayanı PKK’lı sanan” generalleri yükselten, sürekli darbe planları yapan, lahikalar yazan, ilkokul çocuklarını bile fişleyen, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini aklına takan, başörtülü kadınlarla uğraşmayı marifet sanan, “baskın olacak” bilgisini aldıktan sonra Dağlıca’da olduğu gibi PKK’nın geleceği yolları açan, Ergenekon’u savunmak için kendini parçalayan bir ordudan başka ne beklersiniz?

Bu ordu, ordu değil.

Başka bir şey.

Daha ziyade siyasi bir parti olarak şekillenmiş.

“Siyasi iktidarı” savaştan beslendiği için de “savaşı” asla bitirmeyecek biçimde “konuşlanmış”, ordu çok kalabalık olduğu için PKK orduyu hiçbir zaman yenemeyecek ama bu savaş da hiç bitmeyecek.

Biz bu ordunun aslında “ordu” olmadığını ne zaman anladık?

Bir iki yıl oldu.

Anlaşılıyor ki yıllardır bu yetersizliği sürdürüyor ordu, asker kılığındaki yoksul çocukların ölümüne aldırmıyor ve onları cepheye gönderiyor.

Otuz üç asker olayında olduğu gibi bazen kendisi silahsız erleri PKK’nın kucağına sürüyor.

Niye peki biz otuz yıldır ordunun gerçek yüzünü göremedik?

Çünkü medya hep yalan söyledi.

Doğruları söylemeye kalkışanları da yargı hapse attı.

Sanal bir devlet, sanal bir ordu ve sanal bir medya, “gerçekmiş” gibi yaptılar.

Şimdi devletin, ordunun ve medyanın gerçek olmadığını anlıyoruz.

Bunu anlamamız, tabii büyük bir değişimin sonucunda oluyor.

Türkiye bir altüst oluştan geçiyor.

Öncelikle sermaye el değiştiriyor.

Bütün varlığını “devletle ticarete” borçlu olan, onun için de devletin karşısında boynu bükük duran “büyük şehir zenginlerinin” yerini devletle hiçbir bağı olmayan, dik başlı “Anadolu zenginleri” alıyor.

Bu yeni zenginler siyasete ve medyaya giriyorlar.

Dünyayla iş yaptıkları için dünyayı tanıyorlar, “muhafazakâr” kimlikleri üzerinden halkla daha gerçek bir ilişki kuruyorlar, hak ettiklerine inandıkları iktidarı istiyorlar ve “muhafazakâr” bir yaşam tarzına sahip olmalarına rağmen “küreselleşmiş” bir dünya algısını zihinlerine yerleştiriyorlar.

İktidarı ancak “demokrasi” içinde elde edebileceklerini kavradıklarından da daha demokratlar.

Bu yeni zenginler, Türkiye’nin “Cumhuriyet kurulduğundan” beri sahip olduğu “tek başlı” mutlak iktidar yapısını çatlattılar.

Ordu, yargı, CHP, “devlet zengini” dörtlüsüne karşı daha “demokrat”, daha “dünyacı” ve daha ilerici bir yapıyla ortaya çıktılar.

Şimdi, biri halkın, diğeri devletin desteğine sahip bu “iki sermaye grubu”nun çatışmasını yaşıyoruz.

Bu çatışma, eskinin bütün eksikliklerini, bozukluklarını, suçlarını ortaya seriyor.

Ama “yeni sermaye” sürekli bir çatışma yaşadığından ve bir yanıyla “eskinin” zihnî egemenliğinden kurtulamadığından, “geleceğin” temelini güçlü bir şekilde atamıyor.

Avrupa yolunda kararlı bir şekilde yürüyemiyor, demokrasiyi tam oturtamıyor, Kürt açılımını başlatıyor ama Kürtlere haklarını veremiyor, Anayasa’yı değiştirmek istiyor ama tam değiştiremiyor.

Ama bu “yarım yarım değişiklikler” ve “açılımlar” bile Türkiye için büyük bir değişiklik, daha da önemlisi, bu “yarım açılımlar ve yarım değişimler”, gelecekteki büyük değişimin kapısını açıyor, “eskinin” mutlak baskısını kırıyor.

Zaten onun için Ergenekon yakalanıyor, darbeciler yargının önüne çıkarılıyor, ordunun gerçek yüzü açıkça görülüyor.

Daha “diyalektik” bir anlatımla söylemeye çalışırsak, “eski” teze karşı, yeni bir “antitez” çıktı, bunların çatışmasından bir “sentez”, yeni bir sonuç çıkacak.

Bu “sonuç” bugünkü durumdan çok daha iyi olacak.

Karşımızdaki iki gücün “uzlaşması” gerektiğini söyleyenlere aldırmayın, Türkiye’nin geleceği, bunların asla uzlaşmadan, yeni bir “sentez” yaratana kadar “çatışmasında” yatıyor.

9 yorum:

başı dimdik dedi ki...

dikbaşlı anadolu zenginleri dediğin kapitalizmin yerli uşağı diil mi karrrdeşş

*kapitalin yerli uşağı diyince insanın samsun 216 yakası derin bir nefes çekesi
öle işte

eben dedi ki...

duygusal zekana yenik düşüp ahmet altan gibi bi herifi bloga taşıyan, asıl amacı görmeyip gaza gelen beynini sikim.

o sanal medyanın göbeğinde oturan adamın bunları yazması hiç mi ışık yakmadı? belki bi ampul?

soğutun aq ordudan da bu devleti, orduya da güven kalmasın, yasalar da er ya da geç değişicek zaten, tamamen hükümetin elinde olan bi devlet haline gelin de görün ananızın amını.

pkk askeri bi olay askeri bi sorun mu sanıyosun sen? 5bin kişiymiş.. o 5 bin ikişiyi gebertsen sorun kalkıcak mı sanıyosun?

pkknın neden pkk olduğunu bi araştır gaz gaz yazıları kopyalamadan önce. bu ülkede gelmiş geçmiş hükümetlerin yanlış politikası yüzünden pkk var. sen orda 5 bin ikişiyi gebertsen dağa çıkmaya hazır 50 bin kişi daha var orda. neden mi?

hiç biri senin gibi para kazanıp gezip tozamıyo çünkü. hiç birinin sağlığı senin kadar önemli değil devlete göre. hiç biri iş bulamıyo ha deyince. bazıları okuyamıyo bile.

bundan da pkkyı savunduğumu falan çıkarırsınız die belirtiyim, o dağdakilerin hepsinin amına koyim, hiç bir şey kazanmicaklar canlar alarak. bin beterini çekerler inşallah. ama gel gör ki bu sebepler de gerçek.

kısaca şu an bu ülkenin en çok güvenilmesi gereken kurumlarından biri olan orduya, böle kendini bilmez yanlı şerefsiz bi adamın yazdıklarıyla uzanacağına, saçma sapam ne olduğunu bile bilmediğimiz politikalarla olayı daha da içinden çıkılmaz bi hale getiren, insanlara utanmasa kameralara geçip nanik yapıcak olan hükümet uzan.

ama müstahak bize.. biz bu kadar gazız ya, biz bu kadar balık hafızalıyız ya müstahak amk.

tanis e yazık ettiler olm dedi ki...

eben diye bi karakter yok muydu lan dragonlance de?

hep adam?

müjde dedi ki...

benim ebem babannem olum bak duzgun konus bak

şimdi çocuğun biri bir köprünün başına oturur ve derki buradan ilk kim geçerse sikecem demiş ve beklemeye başlamış ve daha sonra çocuğun baba annesi geçecekken çocuk demişki baba anne geçme yeminliyim demiş ve babaanne geçme olur demiş seni babana söylerim demiş babaannesi köprüden geçmiş ama ne geçmiş çocuk bunu bi güzel sikmiş seni babana diyecem demiş baba annesi çocuğun akşam babası gelince çocuğun baba ennesi hemen demiş çocuğu çocuğa babası kızmış lan it sen benim anamı nasıl siktin diye kızmış ve çocukta hemen lafı yapıştırmış sen annemi hergün sikerken iyi ben senin anneni birgün siksem nolcak demişşşşşş

-sigara paketini ofiste unutmusum a.q.

kıssadan hisse dedi ki...

ensest hikayeler bölümü mü açıyoruz aq

TrexxxXx dedi ki...

yahu biri özet geçse sıkıntılar aşılacak

huskary dedi ki...

HARİKA TEK KELİME İLE

ışığı gören geliyo aq dedi ki...

@huskary

birader sen kıroymuşsun lan siktir git okuma burayı. "Sevmek ıstıraptır.Istırap çekmek istemiyorsan sevme..." ne demek lan?

kaaptın ışıkları ağır konuşucam dedi ki...

@ışıklı
lan bu blogda ne zamandır memesi olmayanlara cevap yazılıyor