3 Temmuz 2011 Pazar
1 Temmuz 2011 Cuma
27 Haziran 2011 Pazartesi
.
.
.
Şu olan biten var ya, boş ver ona.
Taş yağsın isterse, çok sürmez.
Dakka şaşma dakka, yaşamaya bak.
Ne geçmişi düşün, ne gelecekten kork!...
- Bu rubaiyi de o günden sonra mı yazdın abi?
- o günlerde sadece yazmak rahatlatırdı beni gorcısım.
- buz?
- bi tane kafi
- dile ne biçim de hakimsin öyle abi. kendini ifade etmene şekline hayranım.
- bu dilin dili olsa da konuşsa..
(dudağının sağ uç kısmındaki seğirme bir gülümseme miydi?)
- sandığın kadar hakim değilim dile ama. ya da bir dile ne kadar hakim olunur ki?
- aylardır kimseyi yalamadım abi. sence ben dilime hakim miyim?
- amın tadını tarif edebilir misin bana gorcıs? peki kokusunu? ya da hukuk fakültesinden mezun olan herkes hakim mi olur?
- nası göründüğünü bile hatırlamıyorum ki be abi.
- sorun lisanlarda gorcısım. sınırlayıcı olan onlar. duyularımızı bile doğru dürüst ifade etmekten acizken duygularımızı nası anlatabiliriz.
- kelimelerle ilgili bu kadar yanlış olan ne peki?
- birincisi fazlasıyla soyut olmaları.
- peki ikincisi ne abi?
- fazlasıyla somut.
.
.
Şu olan biten var ya, boş ver ona.
Taş yağsın isterse, çok sürmez.
Dakka şaşma dakka, yaşamaya bak.
Ne geçmişi düşün, ne gelecekten kork!...
- Bu rubaiyi de o günden sonra mı yazdın abi?
- o günlerde sadece yazmak rahatlatırdı beni gorcısım.
- buz?
- bi tane kafi
- dile ne biçim de hakimsin öyle abi. kendini ifade etmene şekline hayranım.
- bu dilin dili olsa da konuşsa..
(dudağının sağ uç kısmındaki seğirme bir gülümseme miydi?)
- sandığın kadar hakim değilim dile ama. ya da bir dile ne kadar hakim olunur ki?
- aylardır kimseyi yalamadım abi. sence ben dilime hakim miyim?
- amın tadını tarif edebilir misin bana gorcıs? peki kokusunu? ya da hukuk fakültesinden mezun olan herkes hakim mi olur?
- nası göründüğünü bile hatırlamıyorum ki be abi.
- sorun lisanlarda gorcısım. sınırlayıcı olan onlar. duyularımızı bile doğru dürüst ifade etmekten acizken duygularımızı nası anlatabiliriz.
- kelimelerle ilgili bu kadar yanlış olan ne peki?
- birincisi fazlasıyla soyut olmaları.
- peki ikincisi ne abi?
- fazlasıyla somut.
25 Haziran 2011 Cumartesi
24 Haziran 2011 Cuma
1tl lik okuma lambası
ışığı kapatmak için yataktan çıktıktan sonra uykumun kaçması.
uykum gelsın diye tekrar kıtap okumaya karar vererek paradoxa girdim.
x mi ks mi sorunsalıyla boğuşurken içeri seks girdi usulca. pikenin altına girdi. pike çekmek yasak dedi dinlemedim. zira bi cümlede "usulca" geçiyorsa dönüşü olmayan bi noktaya gelmişsindir. sevişirken kulağına ismini fısıldadım USULCA. bastı tokatı çıktı odadan.
hayat bi acayip be pms.
haxız mıyım?
uykum gelsın diye tekrar kıtap okumaya karar vererek paradoxa girdim.
x mi ks mi sorunsalıyla boğuşurken içeri seks girdi usulca. pikenin altına girdi. pike çekmek yasak dedi dinlemedim. zira bi cümlede "usulca" geçiyorsa dönüşü olmayan bi noktaya gelmişsindir. sevişirken kulağına ismini fısıldadım USULCA. bastı tokatı çıktı odadan.
hayat bi acayip be pms.
haxız mıyım?
20 Haziran 2011 Pazartesi
18 Haziran 2011 Cumartesi
17 Haziran 2011 Cuma
16 Haziran 2011 Perşembe
13 Haziran 2011 Pazartesi
iletişmek
-hepimiz bütünün parçalarıyız dedi
gerek bilgi birikimim gerek hissettiğim açlık sonucu zihnimde olusan tek bütün yarısını yemiş olduğum tavuğun eksik kalan kısmıyla oluşturduğu konsorsiyumdu.tavuk olduğumu sanmıyordum ama yine de vucuduma göz gezdirdim, normal 5 parmak ve 0 tüy tavuk olsam tüylerim olurdu.
-'aslında herhangi bir seye ait olduğum konusunda çekincelerim var.' şeklinde ki öge sıralamasını yaparak tavuk olmama ihtimalim üstünde durmak ve emin olana kadar zaman kazanma niyetindeydim
-bunu hissetmiyor olabilirsin,kabullenmiyor da olabilirsin ama gerçek bu..
gerek cümlenin dil bilgisi açısından üstünlüğü gerekse tonlama ve vurgulardaki kadınlara has dudak hareketleri beni çaresiz bırakmıştı bu saatten sonra ne kadar tavuk değilim diye haykırsamda, ya tavuk gibi hissetmiyor ya da tavuk olduğumu kabullenmiyor olacaktım ve bu haykırışların dış dünyaya yansıması glu glu ve ya bili bili olacaktı.(bir tavuk olarak bile hangi sesleri çıkartmam gerektiğinden tam emin değildim)
'bütünde meydana gelebilecek en küçük bir değişiklik bütün yapıyı etkiler; daha iyi bir yaşama giden yolda adımlarımızı, bu bütünü göz önünde bulundurarak atmalıyız'
tipik bir kız konuşmasıyla karşı karşıyaydım, kesinlikle haklı olduğu bir konu vardı emindim ama bunun hangi konu hakkında olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu. yine de odanın içinde attığım her adımda gerekli özeni gösterdim.
hem bütün ve ben onun parçası olduğuma göre konuyu daha iyi irdelersem hangi parcadan butune dahil olduğumu anlayabilirdim.tabaga donup tekrar tekrar inceledim...
memeli bir canlının ısrarı karşısında direnç göstermenin ortamdaki seks katsayısında sebep olacağı düşüşün farkında bir -hımmm yaptım. ya sevişebilen bir tavuk olacaktım ya da ne olduğunu bilen bir erkek gibi davranacaktım
ne fark ederdi sanki ikisinde de sonuc aynıydı dolgun zenci dudaklarına yapıştım
kulağına
sen benim hayatıma giren 3. siyahi dişisin dedim.
(ilk ikisinin esmeray ve köydeki karakaçan olduğunu gizleyip)
gerek bilgi birikimim gerek hissettiğim açlık sonucu zihnimde olusan tek bütün yarısını yemiş olduğum tavuğun eksik kalan kısmıyla oluşturduğu konsorsiyumdu.tavuk olduğumu sanmıyordum ama yine de vucuduma göz gezdirdim, normal 5 parmak ve 0 tüy tavuk olsam tüylerim olurdu.
-'aslında herhangi bir seye ait olduğum konusunda çekincelerim var.' şeklinde ki öge sıralamasını yaparak tavuk olmama ihtimalim üstünde durmak ve emin olana kadar zaman kazanma niyetindeydim
-bunu hissetmiyor olabilirsin,kabullenmiyor da olabilirsin ama gerçek bu..
gerek cümlenin dil bilgisi açısından üstünlüğü gerekse tonlama ve vurgulardaki kadınlara has dudak hareketleri beni çaresiz bırakmıştı bu saatten sonra ne kadar tavuk değilim diye haykırsamda, ya tavuk gibi hissetmiyor ya da tavuk olduğumu kabullenmiyor olacaktım ve bu haykırışların dış dünyaya yansıması glu glu ve ya bili bili olacaktı.(bir tavuk olarak bile hangi sesleri çıkartmam gerektiğinden tam emin değildim)
'bütünde meydana gelebilecek en küçük bir değişiklik bütün yapıyı etkiler; daha iyi bir yaşama giden yolda adımlarımızı, bu bütünü göz önünde bulundurarak atmalıyız'
tipik bir kız konuşmasıyla karşı karşıyaydım, kesinlikle haklı olduğu bir konu vardı emindim ama bunun hangi konu hakkında olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu. yine de odanın içinde attığım her adımda gerekli özeni gösterdim.
hem bütün ve ben onun parçası olduğuma göre konuyu daha iyi irdelersem hangi parcadan butune dahil olduğumu anlayabilirdim.tabaga donup tekrar tekrar inceledim...
memeli bir canlının ısrarı karşısında direnç göstermenin ortamdaki seks katsayısında sebep olacağı düşüşün farkında bir -hımmm yaptım. ya sevişebilen bir tavuk olacaktım ya da ne olduğunu bilen bir erkek gibi davranacaktım
ne fark ederdi sanki ikisinde de sonuc aynıydı dolgun zenci dudaklarına yapıştım
kulağına
sen benim hayatıma giren 3. siyahi dişisin dedim.
(ilk ikisinin esmeray ve köydeki karakaçan olduğunu gizleyip)
12 Haziran 2011 Pazar
acaip-1
yengec cok acaip hayvan,
misal;
ne kadar istese de sikinin doğrultusuna gidemez
sik cok acaip bir organ misal
karıslıklı sıvı alış verişini sağlamak dışında boyut değiştirir ki
göz bebeği dışında bunu yapabilen tek uvuzdur sanırsam
otonom calısır ki yalan soyleyemez
kim olduğu ne olduğu onemli değil
bazen kaldırmak istersin kalmaz bazen inmeyi bilmez
her gordüğümde seni
bu yüzden belki
göz bebeklerimin ereksiyonu
misal;
ne kadar istese de sikinin doğrultusuna gidemez
sik cok acaip bir organ misal
karıslıklı sıvı alış verişini sağlamak dışında boyut değiştirir ki
göz bebeği dışında bunu yapabilen tek uvuzdur sanırsam
otonom calısır ki yalan soyleyemez
kim olduğu ne olduğu onemli değil
bazen kaldırmak istersin kalmaz bazen inmeyi bilmez
her gordüğümde seni
bu yüzden belki
göz bebeklerimin ereksiyonu
9 Haziran 2011 Perşembe
BLOGUN ESKİ HALİNE GELMESİ İÇİN YAPILACAK İŞLER #1
Şu bloga bi' şekil verip o eski şaşalı günlerine dönmesi için bir takım aksiyonlar alınmasının gerektiğine karar verdim.
İlk aksiyonumuz şu olacaktır.
- hmm.. ilk aksiyonumuz... YA NEYSE SONRA BAKARIZ.
sdjjfsdklfj
İlk aksiyonumuz şu olacaktır.
- hmm.. ilk aksiyonumuz... YA NEYSE SONRA BAKARIZ.
sdjjfsdklfj
7 Haziran 2011 Salı
nerde o eski otuz1ler
şimdiki gençler ne kadar şanslı olduklarının farkında değiller. herşeyi kolay elde ettikleri için hiç bir şeyin kıymetini bilmiyorlar. sıcacık evlerinde, kucaklarında laptopları rahat rahat otuzbirlerini çekiyorlar. bizim zamanımızda bir çift meme görmek için monitör karşında yarım saat beklerdik, 3 dakikalık video indircez diye 1.5 saat beklerdik ama otuzbirimize gereken saygıyı gösterir, en güzel kıyafetlerimizi giyer öyle çekerdik. ama şimdiki gençler öyle mi?
demem o ki bizim zamanımızda buralar hep dutluktu...
demem o ki bizim zamanımızda buralar hep dutluktu...
5 Haziran 2011 Pazar
4 Haziran 2011 Cumartesi
2 Haziran 2011 Perşembe
31 Mayıs 2011 Salı
Kenneth Pinyan'ın (at penetresi neticesinde ölen seattle'lı (states'in çorumu) bi eleman) hayatını anlatan belgesele ulaşmak için burdan düz gideceksin ilerde migrosun karşısında.
26 Mayıs 2011 Perşembe
25 Mayıs 2011 Çarşamba
Selam!
Karaoke akşamları yapıp, sahilde alkol tüketen ve feysbukta çok değişik fotoğrafları olan marjinal bayan kişilerle dostluk kurmak istiyorum.
İlginiz için teşekkürler,
not: şişman ve renkli saçlı olmaması dileğiyle. :(
İlginiz için teşekkürler,
not: şişman ve renkli saçlı olmaması dileğiyle. :(
23 Mayıs 2011 Pazartesi
22 Mayıs 2011 Pazar
21 Mayıs 2011 Cumartesi
20 Mayıs 2011 Cuma
19 Mayıs 2011 Perşembe
9 Mayıs 2011 Pazartesi
7 Mayıs 2011 Cumartesi
Şems'e yakarış 1. mektup
Seni ne huzuru arayanlara, ne huzuru bulanlara, ne de huzurdan kaçanlara sordum. Güneşin sıcaklığını en iyi kim anlatabilir? Sıcaktan düşüp bayılan mı? Hayır, onun aşkı zayıftır. Güneşe yolculuk yapan mı? O da değil, gitse gitse nereye kadar gidebilir ki? Gölgeye sığınanlara ise güneşi hiç sormamalı…
Aşk mabedim… Efendim… Söyler misin? Nedir bu çektiğim acıların manası? Bu ayrılığın esrarengizliği yüreğime saldığın alevlerin lavlaşması içinse yeterince erimedim mi ateş toplarında? Öyle yandım ki;
Sen yandıkça, ben yanayım!
Sen dondukça, ben de donayım!
Yine kehkeşânlara kaçarak mı özleteceksin kendini… özlemlerim, boşluğa atılan kuru karanfiller gibi sere serpe dağılıyor harayellerin, acının koynunda… İçime güneş doğmaz oldu artık sen gittin gideli… Göklere seninle buruç edecektim hâlbuki… Saçlarıma aklar düşmeye başlamış, sırf bu aşkın ceremesinden… serencame gökkubbeye niyaz edecek ve merhamet isteyecek kapılar dahi yüzüme kapanıyor. Sendedir bu boz bulanık sellere kapılan ömrümün mihrap ve minberi… Salâlar benim için okunuyor artık… Gözyaşım seccademde buğulanıyor her seher vakti, ama ne sesin geliyor artık uzaklardan, ne de nefesin…
Ezanlar okunur günbegün ve içli içli… Ama alnımı, alnına değdirmedikçe huzura ermeyecek bir çağıldama örseliyor şakaklarımı… alnımda sanki Dağıstanlı atlılar… Ve ellerim titriyor zaman zaman… Bu divaneliğin ağır tütsüsünü… Ve omuzlarım çökeliyor seni düşündükçe… Unutma, şah eserin olan ben, gün geçtikçe artık viraneye dönüyorum… Ama sen hâlâ bana dönmüyorsun!.. Muradım; Rabbü’l Âlemin; bu sevdanın kadrini ve kıymetini kimseye muhtaç etmesin…
Düşüncelerim, ipliği kopan tesbih taneleri gibi dağılıveriyor sensiz… Şimdi gözyaşlarımdan inci yapmak isterdim sana… Keşke yanımda olsaydın… Kelimelerim şelâleleşiyor ne zaman sana dair bir şeyler yazmaya kalksam… Yanan alnım, müşfik avuçlarına ne kadar da muhtaç bilemezsin… Beni ne kadar ateşe versen de, hiçbir hatıramız küllenemez, bunu bilesin… Zümrüd-ü Anka gibi kendi külümden doğar ve katar katar Turnalar gibi yine kanat vurarak yine revan olurum yollarına…
Gözlerimde bir mahmurluk, sensiz uykularımda arda kalan… Sinemde yumru yumru yutkunamadığım bir sıkıntı… Nefeslerim yetmez oluyor artık şu garip canıma… Ve ben gözlerimi tavana mıhlamış, bir tek seni düşünüyorum… Alnımda boncuk boncuk soğuk terler… Kulağım işitmez oldu artık, sesinden gayri her ne var ise şu âlemde… Göz kapaklarım tutulmuş, hayalin perdelenmesin diye… Artık gözyaşlarımda hasretlik tuzu bile kalmadı acılarımı ılık ılık dindirecek…
Kanım donuyor… Bir de üşümedir işliyor ruhuma apansız… Sıcağın yok ki yanımda… Ve ardından sabah oluyor, yine bin bir eza ve cefa ile kahroluyorum işte! O ayrılıktan kahroluyorum… Biliyorsun, hünkârım sensin… Sevgilim ve mabedim… (sensin). Muradım; yedi göğün mevlâsı; bizi, bu kahırdan azat edesin…
Kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor kanatlarını. Şu dar göğsümün kozasından çıkmaya çalışıyorum. Sonsuz genişliklerin sırrı iki dudağının arasında saklı. Bir kelâm söyle ne olur! Her hecenin tınısında duymak istiyorum. Rüzgarlar savursun beni, yağmurların hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi göğsüme düşsün. Senin ayaklarını öpen kocaman bir dağ olayım. Çöller savrulsun, dağlar aradan çekilsin, yokuşlar ve inişler bitsin ki yürüğün yollara toz olayım. Çöldeyim, susuzum. Kuyularda Yusuf’um. Sözlerin bana Züleyhâ. Ateşlerde İbrahim’im. Gözlerin bana derya. Sancılar içinde Meryem’im. Bakışın bana İsa. Yaralar içinde Eyyub’um. Hasretin bana şifa. Ölüler içinde bir ölüyüm. Ellerin bana musalla.
Ey kalbimizde olan nur! Gel didinmelerimin ve arzumun sonu gel. Hayatımızın senin elinde olduğunu biliyorsun. Hayatı, kullarını sıkıntı yapma gel. Ey aşk! Ey maşuk! Engelleri aş ve inadı bırak da gel. Ey Hüdhüdlerin sahibi olan Süleyman! Lütfedip de bizi aramak üzere gel.
Ruhlar senin kaybolmandan ötürü inleyip feryat etmedeler; miadını doldur da gel. Ayıplarını ört, iyilikleri saç. Cömert olanların âdeti de böyledir gel. Farsça ‘gel’ nasıl derler? ‘Biya’mı? Ya gel veya bizim davetimize hak ver de gel. Geleceğin zaman muradımız ne de açılır. Gelmeyeceğin zaman da muradımız ne kesat olur; gel. Ey Arabın Kürşadı! Ey İran’ın Kubad’ı! Kalbimi hatıranla fethedersin gel. İçim sana gel deyicidir. Ey varlığından olacak olan varlık, gel.
Gittin ya. Kalsan ne güzel olurdu, gitmişin neye yarar? Sen gittin ama bak senle ilgili olan bir şey bende. Sessizlik bende. Gittin. Heyhat! Pervane’ye döndü narin yüreğim sensizliğinde.
Her yalnız aşık değildir; ama her yanmış aşkın kuyusunda yalnızdır. Ateşinden değil ateşsizliğinden yanmışım diyorum. Ey aşkın sesi, nefesi gel bir an evvel. Dinsin artık kıyametin gürültüsü…
Aşk mabedim… Efendim… Söyler misin? Nedir bu çektiğim acıların manası? Bu ayrılığın esrarengizliği yüreğime saldığın alevlerin lavlaşması içinse yeterince erimedim mi ateş toplarında? Öyle yandım ki;
Sen yandıkça, ben yanayım!
Sen dondukça, ben de donayım!
Yine kehkeşânlara kaçarak mı özleteceksin kendini… özlemlerim, boşluğa atılan kuru karanfiller gibi sere serpe dağılıyor harayellerin, acının koynunda… İçime güneş doğmaz oldu artık sen gittin gideli… Göklere seninle buruç edecektim hâlbuki… Saçlarıma aklar düşmeye başlamış, sırf bu aşkın ceremesinden… serencame gökkubbeye niyaz edecek ve merhamet isteyecek kapılar dahi yüzüme kapanıyor. Sendedir bu boz bulanık sellere kapılan ömrümün mihrap ve minberi… Salâlar benim için okunuyor artık… Gözyaşım seccademde buğulanıyor her seher vakti, ama ne sesin geliyor artık uzaklardan, ne de nefesin…
Ezanlar okunur günbegün ve içli içli… Ama alnımı, alnına değdirmedikçe huzura ermeyecek bir çağıldama örseliyor şakaklarımı… alnımda sanki Dağıstanlı atlılar… Ve ellerim titriyor zaman zaman… Bu divaneliğin ağır tütsüsünü… Ve omuzlarım çökeliyor seni düşündükçe… Unutma, şah eserin olan ben, gün geçtikçe artık viraneye dönüyorum… Ama sen hâlâ bana dönmüyorsun!.. Muradım; Rabbü’l Âlemin; bu sevdanın kadrini ve kıymetini kimseye muhtaç etmesin…
Düşüncelerim, ipliği kopan tesbih taneleri gibi dağılıveriyor sensiz… Şimdi gözyaşlarımdan inci yapmak isterdim sana… Keşke yanımda olsaydın… Kelimelerim şelâleleşiyor ne zaman sana dair bir şeyler yazmaya kalksam… Yanan alnım, müşfik avuçlarına ne kadar da muhtaç bilemezsin… Beni ne kadar ateşe versen de, hiçbir hatıramız küllenemez, bunu bilesin… Zümrüd-ü Anka gibi kendi külümden doğar ve katar katar Turnalar gibi yine kanat vurarak yine revan olurum yollarına…
Gözlerimde bir mahmurluk, sensiz uykularımda arda kalan… Sinemde yumru yumru yutkunamadığım bir sıkıntı… Nefeslerim yetmez oluyor artık şu garip canıma… Ve ben gözlerimi tavana mıhlamış, bir tek seni düşünüyorum… Alnımda boncuk boncuk soğuk terler… Kulağım işitmez oldu artık, sesinden gayri her ne var ise şu âlemde… Göz kapaklarım tutulmuş, hayalin perdelenmesin diye… Artık gözyaşlarımda hasretlik tuzu bile kalmadı acılarımı ılık ılık dindirecek…
Kanım donuyor… Bir de üşümedir işliyor ruhuma apansız… Sıcağın yok ki yanımda… Ve ardından sabah oluyor, yine bin bir eza ve cefa ile kahroluyorum işte! O ayrılıktan kahroluyorum… Biliyorsun, hünkârım sensin… Sevgilim ve mabedim… (sensin). Muradım; yedi göğün mevlâsı; bizi, bu kahırdan azat edesin…
Kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor kanatlarını. Şu dar göğsümün kozasından çıkmaya çalışıyorum. Sonsuz genişliklerin sırrı iki dudağının arasında saklı. Bir kelâm söyle ne olur! Her hecenin tınısında duymak istiyorum. Rüzgarlar savursun beni, yağmurların hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi göğsüme düşsün. Senin ayaklarını öpen kocaman bir dağ olayım. Çöller savrulsun, dağlar aradan çekilsin, yokuşlar ve inişler bitsin ki yürüğün yollara toz olayım. Çöldeyim, susuzum. Kuyularda Yusuf’um. Sözlerin bana Züleyhâ. Ateşlerde İbrahim’im. Gözlerin bana derya. Sancılar içinde Meryem’im. Bakışın bana İsa. Yaralar içinde Eyyub’um. Hasretin bana şifa. Ölüler içinde bir ölüyüm. Ellerin bana musalla.
Ey kalbimizde olan nur! Gel didinmelerimin ve arzumun sonu gel. Hayatımızın senin elinde olduğunu biliyorsun. Hayatı, kullarını sıkıntı yapma gel. Ey aşk! Ey maşuk! Engelleri aş ve inadı bırak da gel. Ey Hüdhüdlerin sahibi olan Süleyman! Lütfedip de bizi aramak üzere gel.
Ruhlar senin kaybolmandan ötürü inleyip feryat etmedeler; miadını doldur da gel. Ayıplarını ört, iyilikleri saç. Cömert olanların âdeti de böyledir gel. Farsça ‘gel’ nasıl derler? ‘Biya’mı? Ya gel veya bizim davetimize hak ver de gel. Geleceğin zaman muradımız ne de açılır. Gelmeyeceğin zaman da muradımız ne kesat olur; gel. Ey Arabın Kürşadı! Ey İran’ın Kubad’ı! Kalbimi hatıranla fethedersin gel. İçim sana gel deyicidir. Ey varlığından olacak olan varlık, gel.
Gittin ya. Kalsan ne güzel olurdu, gitmişin neye yarar? Sen gittin ama bak senle ilgili olan bir şey bende. Sessizlik bende. Gittin. Heyhat! Pervane’ye döndü narin yüreğim sensizliğinde.
Her yalnız aşık değildir; ama her yanmış aşkın kuyusunda yalnızdır. Ateşinden değil ateşsizliğinden yanmışım diyorum. Ey aşkın sesi, nefesi gel bir an evvel. Dinsin artık kıyametin gürültüsü…
21 Nisan 2011 Perşembe
ANGİNA PEKTORİS
Yarısı burdaysa kalbimin
Yarısı Çin'dedir, doktor.
Sarınehre doğru akan
Ordunun içindedir.
Sonra, her şafak vakti, doktor,
Her şafak vakti kalbim
Yunanistan'da kurşuna diziliyor.
Sonra, bizim burda mahkûmlar uykuya varıp
Revirden el ayak çekilince
Kalbim Çamlıca'da bir harap konaktadır
Her gece,
Doktor.
Sonra, şu on yıldan bu yana
benim, fakir milletime ikrâm edebildiğim
Bir tek elmam var elimde, doktor,
Bir kırmızı elma :
Kalbim...
Ne arteryo skleroz, ne nikotin, ne hapis,
İşte bu yüzden, doktorcuğum, bu yüzden
Bende bu angina pektoris...
Bakıyorum geceye demirlerden
ve iman tahtamın üstündeki baskıya rağmen
kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor...
Yarısı Çin'dedir, doktor.
Sarınehre doğru akan
Ordunun içindedir.
Sonra, her şafak vakti, doktor,
Her şafak vakti kalbim
Yunanistan'da kurşuna diziliyor.
Sonra, bizim burda mahkûmlar uykuya varıp
Revirden el ayak çekilince
Kalbim Çamlıca'da bir harap konaktadır
Her gece,
Doktor.
Sonra, şu on yıldan bu yana
benim, fakir milletime ikrâm edebildiğim
Bir tek elmam var elimde, doktor,
Bir kırmızı elma :
Kalbim...
Ne arteryo skleroz, ne nikotin, ne hapis,
İşte bu yüzden, doktorcuğum, bu yüzden
Bende bu angina pektoris...
Bakıyorum geceye demirlerden
ve iman tahtamın üstündeki baskıya rağmen
kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor...
19 Nisan 2011 Salı
Kulağımın tozunda bir ağustosböceği Aşk
-Erkekler giyinmek için giyinir
Kadınlar da soyunmak için-
Öyleyse kadınların arzuları üzre
Ben bütün kadınları anadan doğma
görüyorum...
Apışaramda yeni doğmuş bir kedi
Hiçdurma yalıyor erkekliğimi
Nabzım şakaklarımda atıyor
Bir yaz yağmuru başlıyor
Kan değil akçıl bir dem boşalıyor
kamışımdan
Ağustosböcekleri hâlâ ötüyor
Şimdi biraz ıslaklar :)
can baba
Gigo kendine bir gözlük aldı
Neye baksa hep mavi görüyor
Gökleri mavi- denizleri mavi
Sevdiği kızın gözleri mavi
Mavi görüyor hep neye baksa
Etrafına bakınıyor burnunda gözlüğü
Sen diyorsun ki denizler mavidir
oldum olası
Sen diyorsun ki gökler mavidir
oldum olası
Yeni oldu bu diyor - inanmıyor sana
Gigo kendine bir gözlük aldı
Maviyi mavi görüyor artık
zahrad
Koyu bir çamur bulup solucanlara uysam,
Bir derin çukur kazsam cânım için cihanda,
Serip kart kemikler'mi, bi yatsam, bi uyusam,
Bataklığa gömülmüş timsah gibi nisyanda.
Nefretim vasiyetler, nefretim kabirler tüm.
Avuç açacağama bidamlacık yaş için,
Sağken, akbabaları başıma üşürürüm,
Gölkanlara belensin o cenabet cesetim!
Kurtlar, gözsüz-kulaksız, benim kankardeşlerim,
Bolahenk feylesoflar, daldölleri leşlerin,
İşte size bir ölü, güloynar ve gönüllü!
Örenimin üstünde fırdönün gönlünüzce!
Var mı ölümden öte ölüye bir işkence,
Ölümü seçmiş madem ölülerle bu ölü?
Charles BAUDELAIRE
-Erkekler giyinmek için giyinir
Kadınlar da soyunmak için-
Öyleyse kadınların arzuları üzre
Ben bütün kadınları anadan doğma
görüyorum...
Apışaramda yeni doğmuş bir kedi
Hiçdurma yalıyor erkekliğimi
Nabzım şakaklarımda atıyor
Bir yaz yağmuru başlıyor
Kan değil akçıl bir dem boşalıyor
kamışımdan
Ağustosböcekleri hâlâ ötüyor
Şimdi biraz ıslaklar :)
can baba
Gigo kendine bir gözlük aldı
Neye baksa hep mavi görüyor
Gökleri mavi- denizleri mavi
Sevdiği kızın gözleri mavi
Mavi görüyor hep neye baksa
Etrafına bakınıyor burnunda gözlüğü
Sen diyorsun ki denizler mavidir
oldum olası
Sen diyorsun ki gökler mavidir
oldum olası
Yeni oldu bu diyor - inanmıyor sana
Gigo kendine bir gözlük aldı
Maviyi mavi görüyor artık
zahrad
Koyu bir çamur bulup solucanlara uysam,
Bir derin çukur kazsam cânım için cihanda,
Serip kart kemikler'mi, bi yatsam, bi uyusam,
Bataklığa gömülmüş timsah gibi nisyanda.
Nefretim vasiyetler, nefretim kabirler tüm.
Avuç açacağama bidamlacık yaş için,
Sağken, akbabaları başıma üşürürüm,
Gölkanlara belensin o cenabet cesetim!
Kurtlar, gözsüz-kulaksız, benim kankardeşlerim,
Bolahenk feylesoflar, daldölleri leşlerin,
İşte size bir ölü, güloynar ve gönüllü!
Örenimin üstünde fırdönün gönlünüzce!
Var mı ölümden öte ölüye bir işkence,
Ölümü seçmiş madem ölülerle bu ölü?
Charles BAUDELAIRE
17 Nisan 2011 Pazar
13 Nisan 2011 Çarşamba
3 Nisan 2011 Pazar
1 Nisan 2011 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



