üç noktalı cümleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üç noktalı cümleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2009 Çarşamba

Diyalog

Tireks- Bu ne aq?
Arakhna- sandviç. Böyle bi şey yemiş miydin hiç?
Tireks- yeniyo mu lan bu?
Arahna- hem de nasıl hacı. Gelecek bu. Sandviç mühendisliğinin son noktası. İnsanlığın, john montagu'nun yaptığı sandviçten sonra ne kadar geliştiğinin bir göstergesi gibi adeta. Torunlarının beslenme çantasında bu olacak dostum.
Tireks- harika görünüyor ama bunu yemeye nasıl kıyabilirsin, unicorndan kavurma yapmak gibi bir şey bu...
Arakhna- tadına bakmak ister misin?
Tireks- olm ben bunu yemeye kıyamam. (derin bi nefes alıp) tinkerbell'in memeleri varsa eğer böyle kokuyordur eminim
Arakhna- o diil de pitır pen mi, peter pan mı lan?
Tireks- pitır bence.. adam uçuyo muçuyo ama bence bildiğin gebeş lan
Arakhna- yok sana sandviç...
Tireks- yok bana sandviç...

29 Eylül 2009 Salı

yahu bu tikli insanları anlamıyorum ben.
bazen magazin temalı salak programlarda çıkıyorlar herkes görmüştür sanırım
hepsinde acayip acayip takıntılar...

bazıları karşısındaki alkış çalınca ellerini çırpmadan duramaz
bi kısmı sağa sola öpücük atar falan

ama benim anlamadığım nokta bu mevzu türklere mi özgü yani o kadar film, dizi falan izledim ( 6 yaşımdan beri film izlerim. kitap okumayı ve köpeğimi gezdirmeyi severim. gün batımını izlemek ve sahilde uzun yürüyüşler yapmak en büyük keyfim.) (öpiym mi?) hiç birinde bu böyle tikli insanlar falan görmedim ben.

ya onlarda bu tik mevzusu yok, bu olay bizim millete has bi psikolojik bozukluk
ya da adamlar olaya hastalık gözüyle bakıp taşak geçmeyi çok uygun görmüyorlar...

18 Eylül 2009 Cuma

bu bi işaret olsa gerek

şu mübarek ramazan ayının, pek bi hayırlı cuma günün de allah sanki bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor...

kulaklarımda sürekli bir uğultu var.
bazen hiç dikkat etmediğim zamanlarda uğultunun arasından belli belirsiz bir ses bana "yürü ya kulum" diyor...

mujde insanının nesilden nesile aktarılan 1'e 15.000 veren kupon efsanesine istinaden...

4 Eylül 2009 Cuma

yaşlandığını anlamak

arkadaşlarımla artık muhabbet "büyüyünce ne olacaksın" değil de "okul/askerlik bitince ne bok yiycez hocu"ya dönmüş.
ne de olsa yaş 25 yolun yarısı.
yaş ilerledikçe hayaller küçülür ya geçenlerde düşündüm de çevremde hayali "dünyayı değiştirmek" olan bir tek arkadaşım bile kalmamış...

27 Ağustos 2009 Perşembe

güven ne güzel şey, ne güzel şey güven

nedense millet ramazan, dayanışma, kardeşlik, sıcak aile ortamı falan dedikçe benim aklıma, ben daha minicik bir yavrucekken babamın bana attığı kazıklar geliyor...
geçici süt dişlerim yerini kalıcı dişlere bırakmaya başladığında 6 yaşında falandım.
zaten dişlere yeni yeni alışıyorsun daha önce hiç diş çektirmemişsin; diş çekildiğinde ne kadar acır, kanar mı, yenisi çıkar mı gibi sorular var kafamda ama çevremde gördüğüm kadarıyla olaya ayak uydurmaya çalışıyorum.

bir gün uyandığımda dişlerimden birinin sallandığını fark ettim. o yaşlarda vücutta bi anormallik olduğu zaman anne-babaya sorar herhalde herkes.
+anne benim göğüslerimde bir şeyler var,
+baba pipim kontrolden çıktı,
+baba benim sesime noldu? (ki benim sesim: bi ortamda 3 saat konuşmadan duran adam konuşmaya başladığında ağzından kelimeler yerine bazı sesler çıkar ya onun gibi olmuştu)

ben de diş sallanmaya başladığında babaya gittim anlattım böyle böyle diye;
2 parmağıyla tuttu biraz salladı dişimi "hmm daha var hocu freshh şimdilik" dedi
bu kontrol işlemi biraz canımı yakmış olacak ki ben bu diş çektirme fikrinden tırsmaya başladım ama herşey kahraman babamın kontrolü altında olduğu için sorun yoktu

gel gör ki babamın asıl yüzü 2. kontrolünde ortaya çıktı: kontrol edicem ayağına haşırt diye çekti güzelim dişimi.
takdir edersiniz ki o günden sonra da dişler sallanmaya devam etti ve ben de her seferinde "sadece bakıcam ne kadar sallanıyor diye, bu sefer çekmiycem" laflarına kanıp bir bir kaybettim caanım dişlerimi.

evet babam güvenilmez bir adam olabilir ama bende de var bi mallık..

24 Ağustos 2009 Pazartesi

kafa temizleme kasedi

bilgisayarım sıçtı ve commodore 64 ' ümü özledim...


(şair burda arkadaşları arasında bilgisayarı olan tek çocuk olmanın verdiği kuğlluğun, o 6 yaşındaki bünyenin psikolojisi üzerindeki yıkıcı etkilerinden dem vurmuş)

17 Temmuz 2009 Cuma

seferi market hakkımız engellenemez!!!11

sıkıldım aq. çantamdaki son mecmuayı da bitirdikten sonra yanımda okuyacak, dinleyecek, izleyecek bi şey bi şey kalmadı. arkadaş edin, takıl desen nerd'ün flama taşıyanıyım o konuda da bi problemim yok dedim bari şezlongu daha yatay bi şekle sokup uyiym. ama aklıma takıldı nerede yanlış yapmıştım da böyle depresif bir nerd olmuştum?

yazlığa en son 6-7 sene önce gelmiştim. o zamanlar huzurlu, neşeli bi çocuktum. şimdiyse eski heyecanlardan eser yok. eskiden yazlığa gelmek başlı başına bir mutluluk sebebiyken şimdiyse
hiçbir şey yapmak zorunda olmamanın verdiği rahatlıktan başka bir şey yok beni buraya bağlayan.

nerdlüğün getirisi olan huzursuzlukla hayatımı sorgulamaya başladım. içimde yine o tanıdık boşluk oluştu. başladım boşluğu düşünmeye. ben düşündükçe o büyüdü. o büyüdükçe daha çok düşündüm. bu kısır döngü yetmiyomuş gibi güneş de küfreder gibi ısıtmaya başladı. ben de güneşe nazikçe parmağımı göstererek marketten bi bira aldım. buz gibi biranın beni mutlu etmesi hatta insan-ı kamil mertebesine ulaşmam için yeterli olması gerekiyordu ama uykumu kaçırmaktan başka bi boka yaramadı.



şezlongda uzanmış uyumaya çalışırken, sitenin içinde gezen bir otobüsün sesiyle içimde bir heyecan dalgası geçti, aniden sebepsiz bir mutluluk sardı beni. hemen dönüp otobüse bakınca aslında onun minibüs olduğunu gördüm. sonra üzüldüm. ama neden üzüldüğümü anlamadım...
neden heyecanlandım, otobüs olmayınca neden üzüldüm diye düşünürken birden her şey anlam kazandı. o otobüs migros otobüsü olsaydı o günüm bambaşka olurdu. dünyanın en mutlu insanı olurdum. uludağda, üzerlerine kar yağarken sevgilisiyle jakuzide vodkasını yudumlayan adamlardan daha mutlu olurdum. sabah telefon numarasını istemeyen hatun bulan mujde insanından bile daha mutlu olurdum. ama hevesim kursağımda kalmıştı. o günden sonra zaten hayatım daha bi bok oldu...

bizim sitede market olmasına rağmen migros otobüsü geldiğinde, noel baba görmüş iyi çocuk gibi sevinirdim. eriğe dalar gibi migros otobüsüne dalardım. şimdi o güzel günler geride kaldı. artık şezlongda kitap okumaktan başka bir atraksiyonum olmuyor ve bunun tek sorumlusu migros otobüsleridir!!!!

gelin birlik olalım ve migros otobüslerinin tekrar kullanılmaya başlaması için:
info@koc.com.tr adresine, migros otobüsülerinin gençlerin gelişimi üzerindeki olumlu etkisine dair mailler yağdıralım.