altın günü teyzeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
altın günü teyzeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2009 Salı

dream theater

dream theatre değil yannış olmasın.

biliosunuz bekir kardeşimiz para yok gelmicem bik bik dedi emme velakin eskere gidecek oluveeemem sebebiynen dünya gözüynen görim diorm çağrıma cevap verecek umutlar bekliyorum.

şimdi atinadan söz umut da:

umut??

22 Haziran 2009 Pazartesi

denizdeki canlılar

8 dersten 7 büte kaldığım zamanları bilirim ben.
Bu sene öyle yapmadım, malum göt tutuşunca gönül derman dinlemiyor, sabahladım uykusuz gezdim vs. ve hiç büte kalmadım.

taaa ki anayasacı kadın bana kelek yapana kadar. vizesi 50 olan dersten kaldım, ne diyeceğimi bilemiyorum.
şimdi gidip kadınla görüşücem ama, diyaloğun az çok ne olacağını önceden kestirdim, eğer ki eve dönmez ve/veya uzun süre yazmazsam pms ahalisi olarak polis falan çağırmayın diye yazıyorum bu satırları.
siz bunları okurken ben çoktan gitmiş olacağım.
diyaloğa gelelim: diyalog kelimesi garip bi kelime, dilimize ecnebiceden geçmiş, tıpkı program kelimesi gibi. fark şu ki, neden diyaloga demiyoruz da diyaloğa diyoruz, neden bir fıstıkçı şahap edasıyla yumuşatıyoruz o 'g'yi, neden proğram demediğimiz halde diyaloğa diyoruz? buradaki alt yapıyı henüz açmadım, vaktim yok o kadar, sataşacak, eleştirecek olanlar adam gibi kuşansın öyle gelsin, cahilleşip beni hasta etmesin, hepsini döverim, zaten türkçeyi de düzgün yazıyorum dikkat ederseniz.
olaya geleyim: hocanın odasına girdim, malum medresede okuyoruz, hoca işte, kapa açmadığın parantez, dedim "hocam nasıl bırakırsınız, vize notum 50 idi, 30-40 olanlar bile geçti, beni 1-2 puanla bırakmışsınız zaten de hedede hödödö böhüü". o da diyecek ki:
"tamam o zaman, seni geçireceğim ve büte bırakmayacağım ama tek bir şartım var."
o an, odasında hareket eden tüm nesneleri durdurmak isteyeceğim, zaman duracak, kamera bana focus alacak...
güç bela "nedir?" diyeceğim hırıltılı ve derin sesimle.
"bana saç stilinin ve cat eye make-up'ının sırrını vereceksin."
başımdan aşağı boşanan kaynar sularla beraber bayılma girişiminde bulunacağım ancak geçmem gereken bir alttan ders olduğunu hatırlayarak kendimi tutacağım.
aklımda ufak bir hesap yaptıktan sonra...
"tamam, akşam sizdeyim, öğretirim." diyeceğim.


ona göre yani, sonra "nerede bu kız" demeyin.

7 Haziran 2009 Pazar

chain sling

nuriciğim kafesin kapağını gagasıyla kendi açmaya çalışmak suretiyle alnındaki 5-6 tüyden yoksun kaldı, mal.

geçen otobüse bindim, 6 tane türbanlı türbansız yaşları 45 ile 55-60 arası değişen 6 teyze, orta kapı arkasındaki 3 sıra 2'li koltuğu işgal etmiş, ellerinde poşetler, belli ki ya alışverişe çıkmışlar ya da günden dönüyorlar. o saatte günden dönüyorlardır gerçi, akşam üzeriydi.
işte beşiktaş'ta o şampiyon kokoreç'in oradayız, (ben hayatımda hiç koko yemedim bu arada, muhtemelen de hiç yemicem, "aa, ıı, cahil" diyeni öperim.) bindim, bu teyzeler dışarıdaki bi gençten konuşuyolar: "ayy şuna bak, o ne biçim pantolon, yani şalvar giy daha iyi, ne oluyor bu kadar açınca...( belli ki tipin sağlam bi düşük bellisi var)" ve diğeri de beni benden alan o klişe bombayı patlatıyor: "YANİ ŞU GENÇLER DE..."
zamane gençleri diye tamamlamak istiyorum.
dışarıdaki tiplere o kadar takılmışlar ki yanlarından ben geçerken beni fark etmediler, etselerdi muhtemelen dudağımın dedikodusunu yaparlardı.
ah şu teyzeler...
tek söylemek istediğim bişey var: bi cem yılmaz tonlamasıyla, SANA NEEEĞĞ? SANA NEEEĞ??