ör. scooter'lar tatil sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ör. scooter'lar tatil sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2009 Perşembe

derleme

hani FB TV var, işte Shopping TV var, efenime söyliim belli sektörlerin TV leri var da, ankara-istanbul yaparken aklıma geldi, bence bi de OTOGAR TV yapsalar HİÇ FENA OLMAZ HANİ.


ayrıca ne kadar hafif makyajlı olursam o kadar kesiliyorum, o kadar bakan bi daha dönüp bakıyo ( ben gençken çok güzeldim, bakan bi daha dönüp bakardı.) ( hep bunu söylemek istemişimdir) hatta okuldan 4 abazan "merabatanışabilirmiyiz" dediler yemekanede bi süre kestikten sonra. aq ben ne diye her sabah 30 dakka uğraşıyorum o kirpikleri gözünüze sokulacak kıvama getirmek için?!


hayat garip yahu.

9 Kasım 2009 Pazartesi

BUGÜÜN

önemli bi gün.
bilen bilir.

22 Ekim 2009 Perşembe

kaya

fırtınaydım, duruldum,
yoruldum, çok yoruldum;

siz benim neler çektiğimi nereden bileceksiniz?!
siz benim neler çektiğimi nereden bileceksiniz?!

taş duvarlar yıkıp geldim,
demirleri söküp geldim,
hayatımı yıkıp geldim heeeyyyy...

siz benim neden kaçtığımı nereden bileceksiniz?...


diye boşuna dememiş adam kaç yıl evvel.

17 Ekim 2009 Cumartesi

Bişey sorucam

Hani biz şimdi diyoruz ya "abi asian'la yattım", "listeme ekledim japonu", "bi çizik de benden zencilere" falan filan..
Atıyorum öyle alelade ortalama bi japon da "Abi bi türk fantezim vardı gerçek oldu asdad" diyo mudur?

bunu öğrendiğimde hayatın formülü keşfetmiş olucam, ebet.

14 Ekim 2009 Çarşamba

ilan

Kediciğime sorumluluk bilinciyle babalık yapacak,
42" 1920 x 1080 LCD tv'mizde benimle beraber DVD seyredecek,
"bana neden çiçek almadın", "beni sevdiğini neden sık sık söylemiyosun" gibi tripler atmamı beklemeyecek,
duştan çıktıktan sonra küvetteki saç ve kıllarını temizleyecek,
sabah uyanınca yataktan kalkamayıp, en az yarım saat yorganla, çarşafla cebelleşecek,
osram tasarruflu ampullerimizin beyaz olması için tutturmayacak,
ben unutsam da telefonumu benim için şarja takacak,
astroloji ve gezegen aşkıma saygı duyacak

sevgili/koca adayları aranmaktadır.
detaylı bilgi için HappyMix'e başvurun.

13 Ekim 2009 Salı

ah hayat

başlık çok ergen oldu, farkındayım.

hani ado tarzda lost soul / lost youth temalı şarkılarda losing control / gettin' smothered konuları işlenir ve biz de büyüyüp yaşımız kemale erince bol bol dalga geçeriz ya... başınıza geldiğini hissetmek hiç hoş değil. gerçekten. hakikaten linkin park'ı falan şimdi daha da bi anladım, daha da bi sevdim. henüz lost prophets dinlemiyorum ama. o kadar inmedim dibe daha, durun yahu!


ama eğer aranızdan herhangi biri nefreti tatmadıysa şimdiye dek..
öfke baldan tatlıdır ancak, nefret öfkeden de tatlıdır bence. en azından bi akrep dişisinin bunu söylüyor olması olağan karşılanmalı.
tatmadıysanız çok şey kaçırmışsınızdır ama çok da ölümcül değil, gerçekten kasmayın. her tarafı önce siyah sonra da kırmızı görmek gerçekten hoş olmayabiliyor. baş ağrısı da cabası.

aranızda hayvan edinmemiş arkadaşlar varsa, işte bu gerçekten onlar için büyük kayıptır.

gitmeden önce, her gece bu varlıkla koyun koyuna yatıyorum. nefreti ancak o dengeleyebiliyor sanırım.

haydi kalın sağlıcakla,

HappyMix.


6 Ekim 2009 Salı

Nasıl unutursun!

Nasıl unutulabildin,
ey kustuğumuzun güzeli,
safra yeşili.

yemek borusunda düğümlenen lokma olasın,
morado unutmasın seni,
unutamasın seni,
gölgesi gibi adım adım,
her kusuşta senin adın...


asdşldşas tamam sustum ben de. panik yok.

Yeşil

Şşşt arkadaşlar bazılarımız yeşil seviyomuşuz; ona göre.
Evet ben de hoşlanıyorum yeşilden.

5 Ekim 2009 Pazartesi

MORADO GAL!

arkadaşım, demiştin ya sen hani şöyle bişey:

al sana işte:

2 Temmuz 2009 Perşembe

atasözü

"akılsız başın cezasını ayaklar çeker" demiş ya atalarımız,
şimdi o cezayı eller de, popo da işte ne bileyim çeşitli uzuvlarımız da çeker.
ben şunu merak etmek istiyorum, mesela ayağımız değil de burnumuz yorulduysa yine bu atasözünü illa mecazi anlamda alıp,o şekilde mi yorumlamak lazım?
yoksa "aa ben bu atasözünün kapsadığı organı yormadım, demek ki salaklığım bi atasözüyle tescillenecek kadar büyük değil, yırttım bari ehi ehi" deyip kendi kendimizi mi avutalım?
hangisi caizdir hocam?

ain't no soundshine

blogun tek kızı olarak, bir adet uzak yol gemisine binmiş bi dişi edasıyla gemideki her gemiciye vermem beklenir değil mi?

hayır ama biz düzeyli insanlarız, yapmayız öyle şeyler (bu ciddiydi)
ama yazma konusunda trex'le arakhna arasında kaldım. olur o kadar.
trex seçmez seçilir,
trex'e sorsan arakhna anca seçer.
güvertede dönen diyalogların yalancısıyım.
ama şunu da belirtmek isterim ki ain't no sunshine when my St. YeşilElma's gone.

18 Haziran 2009 Perşembe

gidiş o gidiş

arakhna gitti diye blogun 2-3 gündür suskun suskun beklemesi...
tüm blog yazarlarının yas tutması...
yalnız aralarından birinin bunun fırtına öncesi sessizlik olduğunu anlaması ve sessizliği kendi çapında bozması...


itiraf ediyorum:
bekir neden gitti biliyorum: geçenlerde sms aracılığıyla yazışırken karakter kıtlığından "gb" yazdım, gibi algılamak yerine gebeş bekir algıladı,

küstü,

ve gitti.

15 Haziran 2009 Pazartesi

i gotta go there to come back

tavsiye: stereophonics - i'm alright.
ama iyi değilseniz dinleyin, iyiyken dinleyip gününüzü mahvetmeyin.

ankara'dan bildiriyorum:
annemler kedi almış burada, Duman, ölene kadar burada kalabilirim.
babacığımı rnc fikrine yatırmaya çalışıyorum, haberiniz olsun. yannız birader, ne çok adam varmış rnc'ye gitmek isteyen ve hatta benimle de olmak isteyen! evet tavanı açın totom sığmayabilir.

budur yani.

birazdan hasbahçeme geçip kucağıma kedimi alıcam ve kurulduğum kırmızı saten koltuklarımın etrafında palmiyeli refiklerim, hurilerim ve kokteyllerim olacak.
sizin gibiler okuyacak da platon'un mağarasından çıkacak diye daha fazla bu ilkel aletin karşısında vakit öldüremem.

"esenlikler dilerim"



dememi falan beklemiyorsunuz umarım.

12 Haziran 2009 Cuma

Gölge edenlere en büyük ihsan bizden gelsin

İhsan deyince, "ihsan yıldırım", hani tatlı hayat dizisindeki haluk bilginer'in oynadığı kurutemizleme şirketi sahibi burjuva karakter gelir.

Bugün sınavdan çıkmışım, şoförüme dedim sen gelme beni almaya, ben biraz tebdil-i kıyafet istiklal'de gezineceğim, bana tahtırevanımı ayarlarsan şukela olur.

neyse vardım caddeye, tam da öğlen sıcağı ama ben, beni palmiye ağacıyla serinleten refiklerim sayesinde hiç hissetmedim bunu. ilerliyoruz caddede.

buraya kadar her şey iyi. insanlar neşeli, onlar hakkındaki önyargılarımı yıkmak üzereyim, her şey güzel...

ta ki bir şey dikkatimi çekene kadar: güneşin eğimi ve binalar nedeniyle istiklal'in solu gölgede, sağ şeridi de güneşteydi ve buna rağmen, sağ tarafta yürüyen insanlar vardı!

ben ki tahtırevanım var ve onun gölgesinde, serinlikle sağdan yürümek benim layığım, sen kim oluyorsun da cıbıl cıbıl soyunmuş, bu şekilde güneşin daha az yakacağını zannediyor ve dahası, sol taraf gölgedeyken, akşama ıstakoz taklidi yapmayı planlarcasına tutup da sağdan yürüyorsun?! hepsinden öte, bir de bana layık olan o yolu tıkıyorsun?!
hepsinden öte, güneşin altından giden türbanlı, sarıklı, mantolu, uzun pamuklu etekli insanlar da gördüm, onu bırakın, yarasa taklidi yapanı bile gördüm, postallı ve siyahlı. hepsi birbirinden sivrizekâlıydı.
tüm bu düşünceler içerisinde caddede ilerlerken birkaçının, ben ve tebamın bir kısmına garip garip bakmasına göz yumdum, sustum, hiç birine laf atmadığım gibi ufuk çizgisinden de gözlerimi ayırmadım. ayıramadım zira önümde yürüyen güzel kalçalı çocuğun hatlarını, anatomisini seyrederken, onlardan gözlerimi alamazken, adının ufuk olduğunu öğrendim. bir süre ilerledik onun arkasından çaktırmadan.
ve o an avamla beraber yaptığım bu kısa yürüyüşün ana fikri oluştu zihimde, içimden dedim ki:
"hem sağdan, güneşten yürüyorsunuz, hem de alaska'da gibi giyinenleriniz var. ey insancıklar, neyin peşindesiniz?"

11 Haziran 2009 Perşembe

onun adı mavi

Farklıdır herkeste mavi,
bazen hüzünlü, bazen neşeli.
Bendeki mavi,
hepsinden farklı,
en çok ben dokunmuşumdur ona,
en çok bende gelmiştir mavi aşka.

Odamın duvarları mavidir mesela,
masa lambam mavi,
dün değiştirdim nevresimlerimi,
üzerinde Winnie The Pooh resimleri,
hepsi mavi.
Tavanımdaki japon fenerim mavi,
kalem kutum, dosyalarım mavi.
Açtığımda bile bu renkte karşılıyor beni XP,
hepsi, hepsi birbirinden mavi.

Çamaşır sepetim mavi,
çöp kutum mavi,
en sevdiğim felsefe kitabım, nefret ettiğim hukuk kitabım mavi.
döner sandalyem mavi, gitarım mavi.
zımbam da mavi, hatta makasım dahi!
stick kapatıcımın kutusu mavi, diş ipiminki desen mavi.

ben hiç sürmem ojemi kırmızı,
tek bi renk sever tırnağım,
saks mavi.
her yer mavi,
antrasit, parlament, saks olsun,
gök olsun, buz olsun, bi de vardır cam göbeği.

sıkıldım sabaha finaline gireceğim anayasa kitabının beyazından,
kalktım, araladım perdelerimi,
işte o an yüzüme çarptı mavilerin en zalimi,
onun adı bambaşkaydı,
bambaşkaydı talebelerdeki yeri.
onun adı,
sıçtığımın mavisi.

saat 05:17'ydi.

8 Haziran 2009 Pazartesi

otobüs maceraları

bindim bizim okulun önünden otobüse, kabataş'a gidicem, özel limuzinim alacak işte bekliyo orada beni. dedim "bugün de halkın arasına karışayım en azından kabataş'a kadar, limuzin şimdi gelmesin okulun önüne, zaten çırağan caddesi'nde trafik vardır sıkışmasın."
neyse bindim otobüse, ikinci sınıf arkadaşlarımız beşiktaş'ta biraz boşalttılar aracı. ben de istemeye istemeye adettendir diye boş bi koltuğa, bi ergenin, bıyıkları yeni terlemekte olan, basketbol antremanından falan çıktığı belli olan bi çocuğun yanına oturdum.

buraya kadar her şey tamam, her şey güzel gitmekte, avam tabakası ile ilgili önyargılarım erimekte, düşüncelerim olumluya dönmekte...

...derken, inönü stadı'nın oraya geldik, dolmabahçe sarayı'nın büyük kapısının oraya, hani dedemgilin zamanında inşa edilen ve bol bol kullanılan ama artık işlevsiz olan kapı. bu çocuk kalktı ayağa, koridor tarafında oturmakta olan beni rahatsız ederek indi koltuktan, gitti kapının önüne dikeldi.
benim gibi bir paşazadeyi hem koridor tarafında oturmak zorunda bıraktı, hem de sonra bi de erkenden, daha durağa gelmemişken inmek suretiyle, yerinden oynatıp, rahatsız etti!!!11

ve o an anladım aslında avamla ilgili düşüncelerimin ne kadar haklı olduğunu. hepsi cahil sürüsü idi.
dedim ki içimden,
"malsın olm, yolu mu bilmiyosun? daha 5 dakka var durağa gelmeye, ne diye zıpladın? gerzek."

cahil kalmayın!

alın dinleyin, adamı hasta etmeyin,
sonrasında sevişebilirsiniz.

al.

ayrıca şu an açlıktan geberiyorum ama hâlâ gidip yemek yemedim. özellikle videoyu gördükten sonra hindistan ve benzeri 3. dünya (aman tanrım, 10. sınıf insanlar falan yani) ülkelerinde yaşayan kardeşlerimizin neler hissettiklerini anlamak için ölüm orucuna geçiyorum. selametle.

7 Haziran 2009 Pazar

feri soluk, niyeti kayıp

aşk,
nefrete ne yakınsın!


demişti biri bi zamanlar.

o değil de,
ne diyeceğimi unuttum.

***
boş kalmasın diye yazılan yazı:

belime 10-15 tane ya da en azından benim ağırlığımı kaldıracak miktarda uçan balon bağlamak ve bu dünyadan uzaklaşmak istiyorum.
***
insanın kolu, parmağı bacağı hadi gözü bile seyirir de, 2 gündür saç derisinin seyirmesi nedir be kardeşim? o parçayı söküp atmak, bedenimden yırtmak istiyorum resmen! yok mu bunun ilacı? (çok hayko cepkin oldu beah) hayır kafamda benden başka hareket eden bi canlı var gibi bişey.

chain sling

nuriciğim kafesin kapağını gagasıyla kendi açmaya çalışmak suretiyle alnındaki 5-6 tüyden yoksun kaldı, mal.

geçen otobüse bindim, 6 tane türbanlı türbansız yaşları 45 ile 55-60 arası değişen 6 teyze, orta kapı arkasındaki 3 sıra 2'li koltuğu işgal etmiş, ellerinde poşetler, belli ki ya alışverişe çıkmışlar ya da günden dönüyorlar. o saatte günden dönüyorlardır gerçi, akşam üzeriydi.
işte beşiktaş'ta o şampiyon kokoreç'in oradayız, (ben hayatımda hiç koko yemedim bu arada, muhtemelen de hiç yemicem, "aa, ıı, cahil" diyeni öperim.) bindim, bu teyzeler dışarıdaki bi gençten konuşuyolar: "ayy şuna bak, o ne biçim pantolon, yani şalvar giy daha iyi, ne oluyor bu kadar açınca...( belli ki tipin sağlam bi düşük bellisi var)" ve diğeri de beni benden alan o klişe bombayı patlatıyor: "YANİ ŞU GENÇLER DE..."
zamane gençleri diye tamamlamak istiyorum.
dışarıdaki tiplere o kadar takılmışlar ki yanlarından ben geçerken beni fark etmediler, etselerdi muhtemelen dudağımın dedikodusunu yaparlardı.
ah şu teyzeler...
tek söylemek istediğim bişey var: bi cem yılmaz tonlamasıyla, SANA NEEEĞĞ? SANA NEEEĞ??

etkinleşelim

arkadaşlar aranızda röyksopp sevmeyen var mı?
peki aranızda röyksopp sevmeyeniniz var mı?
sevenler sevmeyenlere sevdirsin diye Efes One Love organizatörleri bu sene bu adamları getirtmiş. 20-21 haziran'dan hangisinde çıkıyolar tam hatırlamıyorum - balık hafızalı olduğum için az önce kapattığım biletix sekmesindeki yazıları hatırlamıyorum evet, evet elif kardeşimizin dediği gibi alzaymırlıyım evet, evet. - öğrenci 28 lira ya, gelen olcaksa ben de giderim. bütünlemeye kalmam umarım tanrım seni seviyorum sana sığınıyorum daha ne yapayım?!!='=^!'))^!'=^!(%/!12453643

@arakhna:
madde 1. turkcell kuruçeşme'de duman var, onun da tarihine bakmadım, yani göz ucuyla baktım ama hatırlamıyorum, ona beleş giriş sağlayabiliyo musun? placebo'ya sağlayabiliyo musun taa ileri tarihte?
madde 2. linkin park biletleri tükenmiş =(((88
madde gaz. gaz olduğu için bi cimcik katı beynimden - ki artık finallerden sıvılaştı - buharlaşıp gitti.
son madde: burası pms komünüdür, liberaldir, libertinedir, bilgilidir, zekâdır, küptür, bireycidir, kapitalisttir. tüm bu 4 maddeyi eleştirenin annesinin ve bilumum akrabasının varlığını, damarlarındaki asil kanla birlikte david lynch'e armağan eder.